Bugün 5 Haziran 2020, Cuma
1 Mayıs’ın Doğuşu-1
Haber Tarihi :15.05.2020
Bugün yasal bir hak olarak uygulamada olan, günde 8 saatlik çalışma süresinin kolay elde edilmediği bilinmelidir.

Yusufeli Haber Çoruh’un Sesi:

  Bu makale aslında,1 Mayıs vesilesiyle geçen hafta yayınlanacaktı ancak teknik bir hatadan dolayı bu haftaya kaldı.“Hak verilmez,alınır” prensibinden hareketle çalışanların, işçi ve emekçilerin verdikleri mücadelenin (örneğin,16-18 saat olan günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi mücadelesi vb.) tarihini ve 1 Mayıs’ın anlam ve önemini konu edindiği için güncelliğini koruması nedeniyle, ilk bölümü bu hafta olmak üzere iki bölüm halinde yayınlanacak. *** Batı feodalizminin can çekişme dönemi olarak kabul edilen 1600’lü yıllarda Avrupa büyük ve önemli alt-üst oluşlar yaşamıştır.1770’leri izleyen elli yıl içinde sadece bir siyasal rejim ve yönetme biçimi olarak değil, kendine özgü teknikleri,yaşam alışkanlıkları, iş yapma tarzları, toplumu oluşturan grup, zümre ve sınıfların özgül doğası,düşünce ve duygu biçimleri ve manevi yaşamlarıyla birlikte bütün bir varoluş tarzı olan "eski düzen" feodalizm, batı dünyasında her yönüyle iflas etmiş durumdaydı.  

     1789'da Paris'te Bastille Hapishanesinin işgal edilmesiyle başlayan ve Parisli işçi, köylü yoksulların iradesini dile getiren komünlerin kurulmasıyla devam eden ve feodalizmi kesin bir biçimde tasfiye ederek tarihe gömen nitelikteki Fransız Devrimi, eski düzenin ekonomik,toplumsal ve siyasal ilişkilerini değiştir mek ve dönüştürmekle kalmadı; aynı zamanda burjuvazinin, "yeni" ekonomik, toplumsal ve siyasal ilişkilere geçişinin imkânlarını da yarattı.  İnsanlığın gelişim tarihi, böylelikle köklü bir biçimde "yeni" bir evreye giriyordu. Bu,aynı zamanda üretim araçlarına sahip olmayan emekçi yoksul kesimlerin, çalışan ve üreten sınıfların "ücretli kölelik" döneminin de başlangıcı oluyordu.Dolayı sıyla sömürü ortadan kalkmı yor,başka kılıflara bürünüp incelikli bir hal alarak biçim değiştiriyor ve buna uygun araçlar yaratıyordu.

    Yeni egemen sömürücü güç olarak, feodal beylerin yerini burjuvazi alıyordu.19. yüzyılda kapitalizmin gelişip kendini bütünlüklü bir toplumsal sistem olarak ifade etmesiyle birlikte,özellikle Avrupa' da yaygınlaşmaya başladı ve bu duruma paralel olarak işçi sınıfının nicel gelişmesi de hızlanma sürecine girdi.Bunda sanayi devrimiyle birlikte üretimin toplumsallaşmasının (birçok işçinin bir arada çalıştığı fabrika üretiminin) etkisi de büyük oldu.Bunun doğal sonucu olarak üretim araçlarının sahibi ve ücretli emeği sömüren modern kapitalist sınıf olan burjuvazi ile hiçbir üretim aracına sahip olmayan ve bu yüzden,yaşayabilmek için iş gücünü satmak zorunda kalan modern emekçi sınıf olan işçi sınıfı gibi iki sınıfın tarihsel olarak karşılıklı mev zilenmesi ve çatışması da iyiden iyiye belirginleşerek ortaya çıkıyor ve kökleşiyordu.   Sınıflar mücadelesini belirle yen bu iki sınıf oluyordu. Kapitalizmin güçlenip geliş mesi,burjuvazinin,dolayısıyla sermaye güçlerinin ve onların egemenlik aygıtlarının işçi sınıfı üzerindeki baskı ve sömürüsünü de katmerleştiri yor,saldırılar yoğunlaşıyordu. Bu gelişmeler belli bir çatışmayı da beraberinde getiriyordu.    

   Proletarya adı verilen işçi sınıfı ile burjuvazi arasında yaşanan bu çatışma, ister istemez işçi sınıfı hareketinin gelişmesini de sağlamıştır.İlk başlarda ekonomik nedenlerden dolayı ortaya çıkan reaksiyoner bir hareket olsa da, daha sonraları siyasallaşma başarısı göstermiş,kendi öz örgütlenmelerini ortaya çıkarmış,dönem dönem bütün Avrupa'yı saran ve yerleşik rejimleri sarsan grevler, ayaklanmalar ve direnişler örgütlemiştir. Batı Avrupa'da 19. yüzyılda ortaya çıkan bu gelişmeler batı dünyası için bir devrimler çağı idi.1820-1824 yılları arasında Avrupa'da "özgürlük ve eşitlik" ilkelerinin yeniden bilince çıkarılması ve kitleleri sarması,milliyetçiliğe can vermiş, milliyetçilik ve liberalizm Avrupa'da görülen ilk devrimci dalganın fikri planda ateşleyicisi olmuştur.  

   1830 devrimleri 19. yüzyıl Avrupa’sının ikinci devrimci dalgasını oluşturmuştur.Bu devrimlerin kaynağı Fransa'da ortaya çıksa da, liberal ve milliyetçi hareketler bütün Avru pa'da görülmüştür.1831 'de toplumsal anlamda ilk kıpırdanma Fransa’nın Lyon şehrinde başlamıştır.Ücret anlaşmazlığı nedeniyle Lyonlu işçiler "çalışarak yaşamak ya da dövüşerek ölmek" sloganıyla ayaklandılar. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra da işçilerin örgütlen mesi devam etmiştir.1840'lara kadar süren işçi ayaklanmaları,yine bu yıllarda bütün Fransa'yı saran bir grev dalgasıyla doruğa ulaşmıştır.    1830 devrimleri burjuvaziden ayrı olarak işçilerin devrimci bir güç olarak sahneye çıktığını, toplumun bundan sonraki ilerici taleplerinin sözcülüğünü üstlenmekte olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Artık bütün Avrupa'da işçi sınıfı toplumsal ayaklanmaların önderliğini yapan güç olmaya başlamıştır.  

   Derinleşen ekonomik, toplumsal ve siyasal bunalımlarla birlikte patlak veren 1848 devrimlerinin kaynağı yine Fransa'ydı. Ancak devrim birkaç ay içinde Avrupa'nın diğer ülkelerine; Avusturya, Macaristan, İtalya, Almanya ve İsviçre 'ye de sıçradı. Aynı şiddetle olmamakla birlikte İspanya,Romanya ve Danimar ka'yı da etkiler duruma geldi.  

    1848 devrimleri işçi sınıfına gerek yerel gerekse uluslar arası alanda büyük ve önemli kazanımlar sağladı.1848 devrimleri,Fransız proletaryasının en son Haziran 1848 ayaklanmasının kanla bastırılmasıyla yenilgiye uğramasına rağmen, işçi sınıfı ve çalışanların elde ettiği birikim ve tecrübe azımsanacak gibi değildir.Bütün bu devrimlerin Avrupa açısından temel bir özelliği,uluslararası karakterde olmasıdır.Ancak sonraki yıllarda bütün ülkeleri saran dev rimci dalgalanmalar yerini tek tek ülkelerde geliştirilen işçi eylemlerine bırakmıştır. Yılların deneyimi ve mücadelesi sonucu örgütlemesini geliştiren Fransız proletaryası 1871'de Paris Komününü gerçekleştirerek tarihin ilk işçi devletini kurmayı başarmıştır.

   O güne dek sadece soyut kavramlar düzeyinde ifade edilen işçi devleti düşüncesi, 72 gün süren Paris Komünü ile somut gerçekliğe dönüş müş, kısa ömürlü de olsa, işçilerin kendi iktidarlarını nasıl örgütleyebileceklerinin, proletarya demokrasisini nasıl kurabileceklerinin deneyini yaşamışlardır.   Avrupa'da yüzyılları içeren işçi direnişi,eylem ve grevleri Paris Komünü ile en üst düzeye erişirken; Avrupa'daki yoğunluğa ulaşmasa da iç savaş öncesinde Amerika işçileri de eylemde ve örgütlenmede önemli mesafeler kat etmişlerdi.  

   1861–1865 Amerikan İç Savaşından sonra, özellikle Güney eyaletlerinde tarıma dayalı ekonomi tasfiye edilince, zencilerin büyük bir kısmı özgürlüklerine kavuşmuşlardır ancak işsizler ordusuna katılmaktan kurtulamamışlardır.Kölelik her ne kadar tasfiye edilmişse de toprak ve çiftlik sahipleri ile sanayi burjuvazisi arasındaki çatışma devam etmiştir. Tarımdan elde edilen ürünler ve ham maddeler Avrupa'ya ihraç edilmeye başlayınca, Amerikan burjuvazisinin ham madde sıkıntısı ortaya çıkmıştır.Bu duruma bir de büyük boyutlara varan işsizlik eklenince Amerika'yı derinden sarsan bir ekonomik buhran yaşanmaya başlamıştır. Kapitalizmin her kriz döneminde ilk akla gelen, işçi ücretlerinin düşürülmesinin uygulamaya sokulmasıyla birlikte grevler ve işçi eylemleri de kendini göstermiştir.  

   1866'da kurulan Ulusal İşçi Sendikasının gündemindeki en önemli konulardan biri de 8 saatlik işgünü hakkının elde edilmesiydi.1866'da altı eyalette 8 saatlik işgünü yasallaştırılmıştı.1872 baharında yüz bin işçi 8 saatlik iş günü için greve başlamış ve bu hakkı yasal olarak elde etmişti.Ancak 1873 bunalımı ile birlikte uygulamaya sokulan tedbirler ile bu kazanımlardan,başta 8 saatlik çalışma süresi olmak üzere birçoğu geri alınmıştı.   1874'de ücretlerin düşürül mesi karşısında beş kentte büyük bir eylem başlatıldı. Chicago, New York, Massac husetts,Pensilvanya,Baltimore vb.gelişmekte olan kentlerde ucuz emek gücü, işsizlik, fiyat artışlarına rağmen ücretlerin düşürülmesi,açlık,sefalet ve yoksulluk emekçileri sarıp sarmalamıştı.Bunca yıkım, sefalet ve yoksulluk karşısında Amerikan işçi hareketi,bu sal dırıyı durdurabilmek için yeni örgütler ve mücadele yöntemleri geliştirmenin bilinciyle, bu eylem kararını alıyordu.  

    Bu karar doğrultusunda 13 Ocak 1874'de New York’ta miting yapma kararlaştırıldı ancak New York Belediyesi bu mitinge izin vermedi.Buna karşın işçiler aldıkları kararı hayata geçirmekte kararlıydı lar.İzin verilmemiş olsa da miting alanına yürüdüler. Polisin saldırısı sonucu çok sayıda işçi yaralandı ve tutuklamalar oldu.Bu mitingin hemen ardından Pensilvanya kömür işçileri direnişe geçti. Ama daha örgütlü olan sermaye güçleri, kiralık grev kırıcıları,ajanlar,gangsterler aracılığıyla her türlü kışkırtma yöntemleri denenerek direniş kırıldı.Sonuç olarak burada 24 işçi lideri tutuklandı ve bunlardan 10’u hemen idam edildi.

   1877'de bu kez demiryolu işçileri haklarını savunmak üzere harekete geçti.Maden lerde ve fabrikalarda çalışanlar da direnişe katıldılar. İşçilerin üzerine ateş açılmasıyla 12 işçi öldürüldü. Ama hareket durmadığı gibi genişleyerek bütün ülkeye yayıldı.1877 yılındaki hareketlerinde Amerikan işçileri yenilgiye uğradı.Ancak 1877 ve 1886 yılları arasında işçiler çeşitli şekillerde yine bir araya geliyor,1877 yenilgisinden çıkarmış oldukları derslerle daha güçlü ve daha örgütlü bir çabaya girişiyorlardı.1886 İlkbaharı birbirini izleyen bir dizi grev ve direnişlerle geçtikten sonra tüm ülke çapında genel grev için tarih belirleniyordu, 1 Mayıs...1 Mayıs 1886'da 8 saatlik işgünü talebiyle başlatılan genel grev New York, Philadelphia,Chiago, Louis ville,Saint Louis,Milwaukee ve Baltimore gibi temel sanayi merkezlerini kaplamıştı. 8 saatlik işgünü talebiyle New York'tan San Francisco’ya kadar tüm ülkeyi saran grev ve gösteri dalgasında Chicago gösterilerin merkezi durumundaydı.1 Mayıs günü, aylardır grevde olan ve sayıları o gün için oldukça büyük sayılan 40 bin işçi kentin sokaklarını doldurmuştu.

                                                  1 Mayıs’ın Doğuşu-2

   İyi örgütlenmiş barışçıl gösteri ve grevler iki gün daha sürdü.3 Mayıs günü ise Şubat ayından beri grevde olan Mc.Gormıck Harvester Works (tarım makinaları fabrikası) tesislerinde çalışan işçilerle grev kırıcıları arasındaki tartışmayı bahane eden polis, işçilerin üzerine ateş açtı ve 50 işçi yaralanırken 6 işçi de hayatını kaybetti.      

   Bu olayı protesto etmek için ertesi gün kentin ana meydanında bir toplantı yapıldı.İşçi önderleri saldırıların daha da şiddetlenebileceğine dikkat çekerek işçilerin hazırlıklı,soğuk kanlı ve örgütlü davranmalarını istiyorlardı.Miting akşam saat 10’a kadar sürdü ve en son konuşmayı işçi önderlerinden Samuel Fiilden yaptı.Miting aşırı yağmura rağmen istendiği gibi ve coşkulu bir şekilde sürüyordu.Bu sırada 180 kişilik bir polis kuvvetiyle toplantıya gelen müfettiş Bonfielde ile komutan Ward, Fielden’e toplantıyı dağıtmasını bildirdiler.  

    Fielden, toplantının yasal ve bağımsız bir toplantı olduğunu, aynı zamanda barışçıl amaçlar taşıdığını izah ederken ansızın polislerin üzerine bir bomba atıldı.Bu provokasyon üzerine polisler tarafından bütün kitle silahlarla taranmaya başlandı. Bu olayda işçiler ve ailelerinden kaç kişinin öldürüldüğü hiçbir zaman öğrenilemedi.Bomba ise Pinkerton Özel Dedektiflik ajanlarından biri tarafından atılmıştı. Zaten komplo planlıydı ve buna göre hareket edilmişti.  

     Pinkerton ajanları Chicago’nun zengin patronları tarafından tutulmuş ve grev kırıcılıkla görevlendirilmişlerdi.Öyle ki, Chicago polis şefi Ferrederick Ebers, üç yıl sonra kendisiyle yapılan bir röportajda anarşistlerin ve komünistlerin ihtilal planları konusunda delil sunmak için dernek binaları ve lokallere bizzat kendileri tarafından silah ve bombalar koyulduğunu itiraf etmiştir. 27 Mayıs 1886’da 31 kişi hakkında “komplo düzenlemek” ve “adam öldürmeye yardım etmek” suçlarından dava açıldı. Fakat mahkeme önüne 8 kişi çıkarıldı.Bunlar Albert R. Parsons, August Spiess,Samuel J.Fielden, Eugene Scwab, Adolph Fischer,George Engel, Louis Ling ve Oscar Neebe adındaki işçi önderleriydi. (Parsons yakalanmadığı ve davanın nasıl sonuçlanacağını bildiği halde mahkemede arkadaşlarının yanında yer aldı.)    

   Gelişen olaylar ve işçi önderlerinin tutuklanması üzerine, pek de işçi dostu olmayan İllionis adlı kent gazetesi bile şunu yazıyordu: “Böylesine kitlesel bir suçlama adalet arama değil, bir tepkidir ve yalnızca kötü sonuçlar doğurur. Öyle gözüküyor ki sadece cinayet teşvikçileri değil, aynı zamanda da işçilerin durumunun düzelmesi için kanunlar çerçevesinde ajitasyon yapanlar da zararsız hale getirilmek isteniyor.

   ”    Yargılamanın başlamasıyla birlikte davanın nasıl seyredeceği ve sonuçlanacağı belli olmuş durumdaydı.Jüri, Amerikan yargı sisteminde uygulandığı her zamanki yoldan, yani kura usulüyle seçilmedi. Jüriyi oluşturmakla görevlendirilen mahkeme yetkilisi, “bu adamların asılacağını adım gibi biliyorum” diye demeçler veriyordu.Hâkim Gary ise “mahkeme için önemli olanın bombayı atanı bulmak veya dava edilenlerin herhangi bir suçunun olup olmadığını araştırmak değildir” demekteydi.

        Davanın hukuki değil siyasi bir karar vereceği gün gibi açıktı.Ve mahkeme, jüri üyelerinin üç saatlik bir görüşmesi sonucunda 7 işçi önderine idam cezası vermesiyle sonuçlandı. Karar işverenler ve sermaye basını tarafından sevinçle karşılandı.Chicago Tribune 20 Ağustos tarihli sayıdaki başyazısında jüriyi överek sevincini şu şekilde dile getiriyordu: “Bu on iki adalete bağlı ve sadık insan (jüri üyeleri kastediliyor.-bn-) doğru bir karar verdi. Kendileri övgüye layıktır. Yüz bin dolar toplanıp halkın yürekten teşekkürü olarak kendilerine verilmelidir.” İşverenler bu yürekten teşekkürü satın alınan iddia makamı tanıklarına, jüri üyelerine ve davayı yürütenlere dolar olarak çoktan vermişlerdi.Bunu verilen kararın kendinde görmek mümkündü.   “Müspet delil bizzat olayın kendisidir.Binlerce kişinin çatıştığı bir mitingde sizlerin bomba attığınıza tanıklık edecek sayıda, atmadığınıza tanıklık edecek adam bulmak mümkündür. Ancak geçmişiniz ve sosyal konumuz jüriye suçlu olduğunuz konusunda yeterli ipucu vermiştir. İdama mahkûm oldunuz.” Karara karşı ilk olarak söz alan August Spies konuşmasında, "sayın görevliler bu konuşmayı bir sınıfın temsilcisi olarak diğer bir sınıfın temsilcilerine yapıyorum" derken davanın niteliğini de ortaya koyuyordu.Spies, Haymarket olayının işçi hareketi liderlerini ortadan kaldırmak için bir bahane olduğunu belirtip şöyle devam etti: "Bizi asarak işçi hareketini yok edeceğinizi sanıyorsanız asın. Burada sadece bir kıvılcımı yok edeceksiniz. Ama burada, önünüzde, arkanızda her yerde yeniden alevler parlayacak. Bu yerin altından gelen bir yangın, onu söndüremezsiniz." Daha sonra sırasıyla diğerleri söz aldılar. Albert R. Parsons idam kararının nedenini şöyle açıklıyordu: "Eğer asılırsam, cani olduğumdan değil, sosyalist olduğumdan asılacağım.    

         Geçmişte öğretmiş, söylemiş ve yazmış olduğum şeyler yüzünden asılacağım." Adolf Fischer ise, "Ölüme mahkûm edilmemi protesto ediyorum. Çünkü cinayet işlemedim. Ancak sosyalist olmam sebebiyle öleceksem, bir sözüm yok... " diyordu. George Engel, yerleşik düzene karşı kinini, emekçi sınıfın bir bireyi olma bilinciyle haykırıyordu. "Hak’ları yalnız imtiyazlı sınıflara göre ayarlayan ve işçilere hiç hak tanımayan hükümete karşı kim saygı duyabilir? Böyle bir hükümete hiç saygım yok benim... " " ... Bir yanım var ki öldüremezsiniz" diye haykırıyordu. Eugene Schwab ise geleceğe olan inancından söz ediyordu. “İdealimizin bu yıl ya da gelecek yıl gerçekleşmeyeceğini biliyorum, ama mümkün olduğu kadar yakın bir gelecekte, ileriki bir yılda gerçekleşeceğini biliyorum.” diyordu.  

       Kararın açıklanmasından sonra uluslararası dayanışma kampanyası başlatıldı. Fransa, Hollanda, Rusya, İtalya ve İspanya'da binlerce kişinin katıldığı dayanışma mitingleri düzenlendi. İşçiler sınırlı kazançlarından para ayırarak dava edilenlerin kurtarılması için yardım kampanyaları düzenlediler.   Ülke içinde ve dünya çapında yoğunlaşan protestolar sonucunda eyalet valisi Oqlestu, Fielden ve Schwab hakkında verilen ölüm cezalarını müebbet hapse çevirdiğini açıkladı. İdam tarihinden bir gün önce, suçlananların en genci olan Louis Ling hayatına son verdi. Bırakmış olduğu mektupta ise şunlar yazıyordu: “Tümüyle tecrit edilmeme rağmen kendimi iyi hissediyorum ve moralim yerinde, sonuna kadar da böyle olacak.Basın son saatlerim hakkında istediği yalanı söyleyebilir. Hiç değilse darağacında cellatlara doğruyu söyleyeceğimi düşündüm, ama bu umut şimdi kayboldu.Koyun gibi kesilmek bana uymuyor. Daha önce mahkemede sizi tanımıyorum, sizin kanununuzu dedim.Bu yüzden asın beni!” diyen Ling’in gerçekten intihar edip etmediği ise anlaşılama mıştır.

       21 Haziran 1886’da Chicago’ da başlayan mahkemeden, 20 Ağustos 1886’da idam kararı çıkarak,11 Kasım 1887 günü Amerikan işçi sınıfı tarihinde “Kara Cuma” olarak anılan günde Parsons, Spies, Engel ve Fischer asıldılar. Cesetleri alan işçiler Waldheim mezarlığına giden yolları ve mezarlığı doldurdular. Yüzbinlerce işçi bu ölmeyen önderlerinin tabutlarını onurlu bir şekilde taşıdılar. Geride kalanlar için ise dayanışmayı sürdürdüler.      Haymarket olayının 82. yıldönümünde, 25 Nisan 1968 tarihli Chicago Dail News şöyle yazıyordu: “Chicago Haymarket ayaklanması diye adlandırılan olayın tarihte şanlı bir yaprak olduğu varsayımının diri tutulması yerine, polisleri anmak daha iyi bir yol olabilirdi. Bombayı atan hiçbir zaman bulunamadı ama bu Chicago’yu, ayaklanma hikâyesini kötülemekten alıkoymadı.Davanın gidişatı bile bugün adalet duygusu olan her insanı sarsmaktadır. Beş kişi yaptıkları ya da yapmadıkları şeyleri için değil, daha çok alışılmamış görüşleri yüzünden asıldı.Sağlam deliller temel alındığında mahkûm edilen bu kişiler suçsuz olarak görülmelidir.”     Spies’in “bu, yerin altından gelen bir yangındır,onu söndüremezsiniz” sözleri Amerika’dan Japonya’ya tüm dünyada gelişen gösteri ve grevlerle doğrulandı. 1888 yılı Aralık ayında Amerikan İşçi Federasyonu Genel Kurulu toplandı ve toplantıda 8 saatlik iş gününü elde edinceye kadar her yıl ülke çapında gösteriler düzenlemeye karar verildi.Genel Kurul bu gösterilerin ilkinin 1 Mayıs 1890 günü yapılmasını ve her yılın 1 Mayıs’ında tekrarlanmasını karara bağladı.  

     1889’da Paris’te toplanan II. Enternasyonal kongresinde 1 Mayıs 1886’da Chicago işçilerinin 8 saatlik iş gücü için verdikleri mücadelenin anısına ve bu çabanın sürdürülmesi için 1 Mayıs 1890 tarihinde bütün ülkelerde dayanışma gösterileri yapılması kararlaştırıldı. 1 Mayıs 1890 günü Birleşik Amerika, Avusturya, Macaristan,Belçika,Almanya, Danimarka,İspanya,İtalya, Norveç,Fransa ve İsveç’te binlerce işçinin katıldığı mitingler yapıldı.Rusya’da ise ilk kez, 1 Mayıs 1891’de Petersburg’da kutlandı.    Osmanlı Devleti döneminde işçi örgütlenmesinin en gelişmiş olduğu yer Selanik'ti. 1911 yılında burada tütün, liman ve pamuk işçileri, 1 Mayıs gösterisi düzenleyerek bu günü kutladıkları biliniyor. 1 Mayıs, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, resmi olarak 1923'te kutlandı.1981'de resmi tatil olmaktan çıkarıldı ve yasaklandı.Yasaklara rağmen kutlanmaya devam edildi. 28 yıl sonra 2009 yılında ise tekrar resmi tatil olarak ilan edildi. Bugün yasal bir hak olarak uygulamada olan, günde 8 saatlik çalışma süresinin kolay elde edilmediği bilinmelidir. 1 Mayıs her ülkede çeşitli şekillerde kimi zaman geniş yığınsal gösterilerle, kimi zaman gizlilik içinde ama her zaman çalışanların, işçi ve emekçi sınıfların BİRLİK – DAYANIŞMA ve MÜCADELE günü olarak kutlanmıştır ve kutlanmaya devam edilmektedir.   

Bu haber 515 kez okundu.

Bu Kategorideki Diğer Haberler
Reklam
Hava Durumu
Artvin
20.5 °C
Sisli
Yazarlarımız
Reklam
Piyasalar
2013
Yusufeli Haber Ajansı
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır!
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal
ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı
olup izinsiz alınıp kullanılamaz!