Bugün 5 Haziran 2020, Cuma
Salgın ve Şok Doktrini
Haber Tarihi :01.05.2020
Koronavirüs salgını nedeniyle dünya şoka girmiş durumda.

Yusufeli Haber Çoruh’un Sesi:

  Koronavirüs salgını nedeniyle dünya şoka girmiş durumda.Bir virüsün dünyayı teslim alması gibi absürt bir görüntü ortaya çıkarıldı.Salgın tüm hızıyla devam ediyor ve etkilenen ülkeler; başta bilim dünyası ve tıp çevreleri olmak üzere salgını durdurmanın yollarını arıyor.Şimdiye kadar kesin olarak tanımlanabilmiş ve virüse karşı bütünlüklü bir şekilde bir aşı ya da ilaç geliştirilebilmiş değil.  Virüsün nasıl ortaya çıktığı ve hızlı bir şekilde bütün dünyaya nasıl yayıldığına dair sorular da yanıtlanmamış durumda.Bu yüzden,virüse yönelik birçok kuşku teorileri de mevcut. Azımsanmayacak sayıda bilim insanı,yazar ve araştırmacı; sonucunda kitlesel ölümler de olsa bu sürecin kurgu olduğu, planlı ve kontrollü bir şekilde yürütüldüğü,tüm dünyada şok etkisi yaratılarak,salgın sona erdiğinde dünyanın toplumsal, ekonomik ve siyasi açıdan yeniden yapılandırılacağına dair kuşkular taşıyorlar.

    Bunu,yaptıkları söyleşi ve yazdıkları makalelerde dile getirmeye çalışıyorlar. Salgını,son yıllarda ortaya atılan,“felaket kapitalizmi” olarak adlandırılan dönemin “şok doktrini” ile ilişkilendirenler de var.“Şok doktrini” kavramının sahibi Kanadalı yazar Naomi Klein,“Şok Doktrini:Felaket Kapitalizminin Yükselişi” adlı kitabında, Amerikalı neo-liberal ekonominin teorisyenlerinden biri olan Milton Friedman’ın George W. Bush döneminde ABD Hükümeti’ne yaptığı,tüyler ürpertici ve insanı utandıran öneriyi aktarıyor: “Bir topluma, felaket sonrası her tür politikayı rahatlıkla kabul ettirebilirsiniz çünkü değişim,ancak krizle birlikte gerçekleşir.” CIA psikoloğu olarak tanınan ve Soğuk Savaş yıllarında birçok insanlık dışı çalışmaya imza atan Ewen Cameron’un psikiyatride kullandığı şok tedavi yöntemini(beyne elektirik verme) Friedman siyasal, toplumsal ve ekonomik dönüşümde,toplu mun normal zamanlarda rıza göstermeyeceği programların hayata geçirilmesine,şok dönem lerinde ses çıkartmayıp kayıtsız kalacağından ve daha da önemlisi, kriz ve felaketten bir an önce kurtulabilmek için kabul edeceği gerekçeleriyle böylesi bir öneriyi yapıyor.  

     ABD’nin Irak Savaşı’na yönelik askeri doktrininde bu teorinin esas belirleyeni olan “şok ve dehşet” tanımı yer alı yor.“Şok ve Dehşet,genelde tehditle işleyen toplumun belirli unsurları/kesimlerine,genelde insanlara ya da yönetim kademelerine anlaşılmaz gelen korkular, tehlikeler ve yıkıma yol açan olgulardır.İçinde yaşadığımız fırtınalar,kasırgalar, depremler,sel baskınları,kontrol altına alınamayan yangınlar, açlık ve hastalıkla şekillenen doğa,Şok ve Dehşet doğurabilmektedir.” deniliyor.

     Hiç beklenmeyen ve önceden tahmin edilemeyen bir felaket karşısında,bugün olduğu gibi, afallayıp şaşırarak şoka giren ve ne yapacağını bilemeyen kitleler, normal zamanlarda kabul etmeyecekleri birçok yaptırım ve politikalara boyun eğmek zorunda kalıyor.Bu tutumlarının sonuçlarının,daha sonra ki dö nemlerde ne şekil alacağını asla kestiremiyor.  

      Dünya egemenlerinin ve küresel güçlerin kitleleri nasıl etki lediğini örnekler vererek anlatan Klein,normal koşullar altında insanların kabul etmeyeceği siyasal, toplumsal ve ekonomik modellerin; politika ve uygulamaların şok doktriniyle nasıl kabul edilebilir hale getirildi ğinin altını çiziyor.Toplum yaşadığı şokla sarsılırken,“yeni düzen”i kuracak güçlerin önceden planlanmış politikalar doğrultusunda hareket ettiklerine,felaketin sonuçlarıyla ve insanlar üzerinde yarattığı tahribatla pek fazla ilgilenmedikleri ne vurgu yapıyor.Toplumun zihinsel şekillenmesinin adeta yeniden ve sıfırdan geliştirilme ye çalışıldığını belirtiyor.  

     Şimdiye kadar yaşanan olaylar göstermektedir ki,toplumsal algı değişimi için bu şoklar hedef ülke ve toplumlarda başarıya ulaşmıştır.Bugünkü küreselleşme ve dünyanın hemen hemen her bölgesine yayılan neo-liberal dalga, 1970’li yıllarda başlayan şok doktrini uygulamalarının bir sonucudur.Şok doktrininin temeli aslında çok eskilere dayanıyor ve gücü nü CIA’in işkence teknikle rinden alıyor.ABD istihbarat örgütü CIA,1950’lerden bu yana,gözaltına aldığı insanların üzerinde yaptığı deneylerde, insan beynine elektrik şoku ve rildiğinde,beynin direncinin kırıldığını ve şoka maruz kalan insanın boş bir kâğıda dönüş tüğünü keşfetmişti.Bu keşfin yararlarını anlatan CIA uzmanları,işkencede elektrik şoklarıyla boşaltılan zihinlerin,istendiği gibi yeniden doldurulabileceğini ve bu doldurma işlemine karşı beyin direnci kırılmış insanların karşı koyamayacağını ileri sürüyorlardı.

      Bu yöntemin toplumlara ve ülkelere uygulanabileceğini ise Milton Friedman ortaya attı ve ilk deneme,1973 yılında Şili’de, bir askeri darbe ile gerçekleştirildi.Şili toplumu darbe sürecin de, baskı,işkence ve katliamlarla şoka sokularak,kapitalist iktisatta “neo-liberal” olarak ifade edilen programın hayata geçirilmesinin önü açıldı.Sosyal haklar yok edildi,ücretler düşürül dü,geniş çaplı özelleştirmeler yapıldı,grevler yasaklandı, “sosyal devlet”ten vazgeçildi vb. Şili halkının yaşadığı askeri darbe şoku nedeniyle, uygulanan ekonomik ve siyasi programa itiraz etme,direnme gücü kırılıyor ve muhalefet olanakları ortadan kaldırılıyordu.Neo-liberal politikaların Şili başarısı, emperyalist-kapitalist ülkelerin ve küresel tekellerin zaferi ola rak tarihe geçti.Ardından sıra diğer ülkelere geldi.Naomi Klein kitabında,bu tezinin Şili’den sonra Arjantin,Rusya,Sri Lanka vb. ülkelerde yaşananlarla da doğrulandığını belirtiyor.

     Şok doktrini uygulanan ülkeler arasında Türkiye’de vardır. ABD desteğiyle yapılan 12 Eylül 1980 Askeri darbesi bunlardan biridir.Darbeyle Türk toplumu şoka uğratılmış,yeni bir ekonomik modeli temsil eden 24 Ocak 1980 yılında alınan kararlar hayata geçirilmiştir.  Darbe sürecinde, neo-liberal ekonomik modelin altyapısı düzenlenmiş ve Türkiye,sonuç larını bugün de olumsuz bir şe kilde yaşadığı başka bir yola sokulmuştur.Neo-liberal serbest piyasa ekonomisinin şartları oluşturulmuş,hak ve özgürlükler ise tırpanlanmıştır.Bu modelin patronlarının ABD gibi ülkeler ve IMF,Dünya Bankası gibi kuruluşlar olduğunu söylemeye bile gerek yoktur.

      Burada şok doktrinlerinin sadece insan eliyle planlandığı gibi bir yanlış anlama söz konusu olmamalıdır.Askeri darbe vb.yanı sıra doğal afetler ve salgınlar da kapitalizmin egemen güçlerine yeni fırsatlar su na bilmektedir.Kapitalizm esasta her kriz ve felaketi fırsata çevir me gibi bir ustalığa sahiptir.Şok doktrini tanımında ifade edildiği gibi,felaket sonrası süreçler yeni toplumsal,ekonomik ve siyasi program ya da modellerin devre ye sokulmasını kolaylaştırır.  

    İçinden geçtiğimiz dönemde yaşanan koronavirüs salgını ve oluşturduğu tehdit henüz küresel bir tehdit olarak varlığını sürdü rüyor.Virüsün ortaya çıkmasıyla ilgili bilim dünyası ikiye bölünmüş durumda.Birçok bilim insanı virüsün doğal ortamda kendiliğinden ortaya çıktığını savunurken, kimileri de laboratuvar ortamında üretilmiş olduğunu ileri sürmekte. Günümüzde artan iletişim olanaklarına rağmen, iletişim araçlarının çeşitliliği ve belli güç odaklarına hizmet ediyor olmaları,toplumun sağlıklı ve doğru bilgiye ulaşmasını engelliyor.

      Bilgi kirliliği,insanların tedbirler konusunda ne yapacaklarına dair karar vermelerini bile zorlaştırıyor.Medya ve internet üzerinden yayılan kuşkulu ve güvenilmez bilgiler,kafa karışıklığına yol açıyor.Dolayısıyla, virüs yenilip salgın ortadan kalktıktan sonra,yaşananların hayatlarımızda ne tür değişikliklere yol açacağını düşünmek ve tahmin etmek güçleşiyor. Dünyanın eskisi gibi olmayacağı söyleniyor ancak nelerin değişeceğine dair çok fazla insanın bir fikri bulunmuyor.     Bilindiği gibi,son dönemlerde dünyada neo-liberal küreselleş me modelinin tıkandığına dair işaretler mevcuttu.Sistem tıkanmış ve 1990’lı yıllarda tanımlanan Yeni Dünya Düzeni (YDD) dikişlerini atmıştı. Görünen o ki, neo-liberal küreselleşmeci anlayış, ekonomik ve siyasal eksende yeni bir yol ayrımına gelip dayanmıştır.

            Korona virüsü nasıl ortaya çıkmış olursa olsun,sonuçları itibariyle şok doktrini uygulamanın şartlarını sağlamıştır.  Dünya düzenine yön veren güçlere yeni bir fırsat yaratmıştır.Ortaya çıkacak ekonomik, siyasi ve kültürel modelin ne olacağını ancak zaman gösterecektir.Ama bugünden yürütülen spekülasyonlar da mevcuttur.  

     Korona salgını sonrasında dünyanın artık eskisi gibi olamayacağı noktasında hemen hemen herkes hem fikirdir. Korona virüsün ulusları içe kapa tacağını ve yeni bir devletçi ekonomik modelin inşa edileceğini söyleyenler bile vardır.  Gelecekçi(fütürist) yaklaşımlara sahip çevreler ise, koronavirüs salgınını dijital bir topluma geçmek için deney olarak değerlendiriyorlar.Böylelikle dünya uluslarının tek bir dijital ağ sistemine entegre edilmesi sure tiyle yeni bir paradigmanın ortaya çıkacağını ve büyük bir değişimin yaşanacağını ileri sürüyorlar.

     Salgın sonrası gelişmeler için iyimser düşünenlerde var. Günümüzün en büyük düşünürlerinden biri olarak kabul edilen Slovenyalı Marksist sosyolog ve kültür eleştirmeni Slavoj Zizek bunlardan biri.Koronavirüsle ilgili yazdığı makalede şöyle diyor:“Belki başka-ve çok daha faydalı-bir ideolojik virüsün yayılıp bize bulaşacağını umut edebiliriz:alternatif bir toplum düşü virüsü, küresel dayanışma ve yardımlaşma biçimleriyle kendisini gerçekleştirecek olan, ulus-devletin ötesinde bir toplum virüsü.” Bizim de temennimiz odur ki, Zizek’in tahmini doğru çıkar ve böylece, dünyayı Cehenneme çevirmenin imkânları da ortadan kalkar.

Bu haber 794 kez okundu.

Bu Kategorideki Diğer Haberler
Reklam
Hava Durumu
Artvin
20.5 °C
Sisli
Yazarlarımız
Reklam
Piyasalar
2013
Yusufeli Haber Ajansı
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır!
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal
ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı
olup izinsiz alınıp kullanılamaz!