Bugün 5 Haziran 2020, Cuma
Akıldışılık!
Haber Tarihi :16.04.2020
Yapay yazgıların,yanlış yönetimlerin ve yaşamlarımıza egemen olan hurafe ve akıldışılığın kurbanlarıyız hepimiz.Bu ger çekle,kriz ve felaket dönemlerinde daha fazla karşı karşıya kalmaktayız.

Yusufeli Haber Çoruh’un Sesi:

 Yapay yazgıların,yanlış yönetimlerin ve yaşamlarımıza egemen olan hurafe ve akıldışılığın kurbanlarıyız hepimiz.Bu ger çekle,kriz ve felaket dönemlerinde daha fazla karşı karşıya kalmaktayız. Her seçim döneminde, oy kullanan insanların "İçlerindeki kötülük meleği,sanki kendilerinden daha aptal birini iktidara getirmeye zorlar gibidir." Bu durum, bizim gibi, muhafazakâr devlet ve toplum yapısına sahip üçüncü dünya ülkeleri için daha fazla geçerlidir.   Fransız sosyolog ve düşünür Jean Baudrillard, "Eğer iktidar zekâ gerektiren bir şeyse,bu durumda aptallığın nasıl olup da iktidarda kalabildiği ve neredey se hiç yerinden edilemediği sorusunun yanıtlanması gerekir." demektedir.Ancak bu soruyu kendisi de yanıtlayamamaktadır.  

     Belki de seçimli demokrasilerin en büyük zaaf ve çıkmaz larından biri budur.Oy kullanan insanlar,kendilerinden daha düşük seviyeli insanları yönetime seçmek ve iktidara getir mek için adeta yarış içine girmekte ve bir şekliyle,dolaylı olarak onlardan öç almaktadırlar.Bu,aklın değil akıldışılığın yaygın kabul gördüğü kültürel şekillenmenin ve metafizik insan ilişkilerinin bir sonucu olamaz mı? Aslında, gerçekten neden böyle olduğunu anlamanın imkânı yoktur.Bunu,Fransız biyolog ve düşünür olan Jean Rostand (1894-1977), yıllar önce veciz bir şekilde dile getirmiştir: “Bizler bir gün veremi iyi edebileceğiz,kanseri yenebileceğiz, atomun içindeki saklı gücü kullanabileceğiz,yıldızlara doğru yol alabileceğiz ama düşük seviyeli insanların bizi yönetmesinin sırrını asla çözemeyeceğiz.”

       Eğitimde ki akıldışılık,inanç temelli kültürlenme ve bunlara bağlı olarak gelişen zihinsel şekillenme, böylesi tercihlerin nedeni olabilir. Bir başka neden ise, topluma egemen olan siyasal anlayışın akıldışı kültürü, egemen kültür olarak insanlarda karşılık buluyor olması olabilir.Böylece akıldışılık toplumun tüm alanlarına ve insan ilişkilerine sirayet etmeye başlar.    Bugün yaşadığımız koronavirüs salgınını durdurmak için din ve siyasetin çaresiz kalması, bilimin ise çaba göstermesi, akıldışılığın da akla muhtaç olduğunun en önemli göstergesidir. Muhafazakâr çevrelerin, kendilerinin hoşlarına gitmeyen ve beğenmedikleri bilimsel düşüncelere karşı verdikleri olumsuz refleks burada geçerli değildir.  

   Buna rağmen hala akıldışılı ğın sürdüğünün örnekleri de mevcuttur.Halkının % 85’i Müslüman olan ve otoriter bir sistemle yönetilen Orta Asya ülkesi Türkmenistan’da koronavirüs ile mücadelenin yasaklanması,adından dahi söz edilmesine bile izin verilmemesi ve halkın maske takmasının engellenmesi; bahsettiğimiz akıl dışılığın ve aptal birinin yönetime seçilmesinin en uç örneklerinden biridir.  Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü verdiği bu haberin ardından yaptığı açıklamada, Türkmenistan devletinin salgına dair tüm bilgiyi bastırarak vatandaşlarını tehlikeye attığı eleştirisinde bulundu.RSF’nin Doğu Avrupa ve Orta Asya masasının başkanı Jeanne Cavelier, “Bu bilgi inkârı sadece en büyük risk altındaki Türkmen vatandaşlarını tehlikeye atmakla kalmıyor,aynı zamanda Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuham medov’un dayattığı otoriterliği pekiştiriyor.” dedi. Türkmenistan halkının virüsü kovmak için tütsü yaktığı ve törenler düzenlediği de verilen bilgiler arasındadır.

       Ülkemizde ise koronavirüs salgını karşısında, ülkeyi yöne tenlerin, “sabır ve dua ile salgını yeneceğiz” demesi, dinsel inanç ritüelleriyle süreci atlatmanın topluma empoze edilmeye çalışılması, bilim gerçeğinden ne derece uzak olduğumuzun en önemli göstergelerinden biridir. Salgına karşı tedbirler paketin de,bilim kurulunun kurulmasına karar verip sonra bu kurulun aldığı kararların hayata geçirilmesine başta, iktidarın tepesinde oturan en yetkili kişinin izin vermemesi, ülkenin nasıl bir zihniyet tarafından yönetildiğini de ortaya sermektedir.    

  Hızla yayılan ve kitlesel can kayıplarına neden olan salgın karşısında ve böylesi bir kritik süreçte yukarıdan yapılan bu bilim dışı açıklamaların toplumda karşılık bulması gecikmedi. AKP'li Niğde Ulukışla Belediye si koronavirüse karşı tütsü yakarak önlem aldı.İlçe belediye başkanı Ali Uğurlu yakılan tütsünün önünde yaptığı açıklamada “Koronavirüsünden kurtulmak istiyorsak Ulukışla Belediyesi ve halkı olarak öneri miz üzerlik diye bilinen tütsünün herkesin evinde tütmesini istiyoruz.  

   Yöresel inançlarımıza göre bunun koronavirüsünü defedeceğine inanıyoruz.Herkesi tütsü yakmaya davet ediyoruz.” dedi. Bir aracın arkasına koyulan tütsü ilçenin her tarafında gezdirildi.Dogmalar ve hurafeler karşısında ezberlerini bozamayan toplumlar,akıl sağlıklarını bozarlar.Bugün ülke ve toplum olarak yaşadığımız akıldışılığın nedeni belki de budur.    Bu olay bize, Avrupa’da 11. Yüzyılda başlayıp 1500’lü yıllara kadar süren veba salgınına karşı, tütsü yakarak ve her gün ayin düzenleyip dua ederek kilisenin aldığı tedbirleri hatırlattı.Oysa veba bir doğa olayıydı ve bilimin alanına giriyordu. Veba tedavisi ile ilgili gelişmeler 1800’lü yılların sonlarında başladı.1894’te İsviçreli bakteriyolog Alexandre Yersin, vebaya yol açan Yersinia pestis isimli bakteriyi izole edip, tanımlayarak tarihe geçti. 1890’lı yıllarda Çin’den bir bilim adamı veba hastalığının etkenini bulması sonrası hastalık hakkında daha fazla araştırma yapılıp tedavisi de bulundu.

       Tarihte bilim ile din arasında ki ilişkiler hep sorunlu olmuştur. Din,bilimsel düşüncenin ve gelişmelerin önüne geçmek istemiş, engellemeyi başaramayınca da somut cezalar önermiştir.Örneğin, Orta Çağ Avrupa’sında Engizisyon Mahkemeleri, esasta, dinsel düşünceye darbe vuran ve dini gerileten bilim düşüncesini yargılamak ve cezalandırmak için kurulmuşlardır.     Amaç,pozitif bilimlerde ki dinamik gelişmeyi engellemektir.Orta Çağ karanlığına karşı gelişen Aydınlanma, bilimin ve bilimsel düşüncenin özelde Hıristiyanlığa, genelde ise tüm inanç sistemlerine karşı aklın ve bilimin zaferi olmuştur.Bilimsel gelişmeler karşısında Hıristiyan lık havlu atarak devlet yaşamından uzaklaşıp kiliseye çekilmiş tir.

      Bilimin dinle ilişkisi hep sorunlu olmuşken, bilim ideoloji ilişkisi sağlıklı bir şekilde kurulmuştur.Bilimin ideolojiyle ilişki si kuramsal düzeyde, bir başka deyişle teori aracılığıyla olmuştur.Teori ise bilindiği gibi, kavram ve kategorilerle yapılır. Bilim dili, içinde geliştiği toplumsal, siyasal ve ekonomik yapının kavramsal çerçevesi ve birikimiyle kurulur.Diğer yandan kendi ürettiği kavramlarla o toplumun düşünsel ve ideolojik düzeyini etkiler;geliştirir ve yükseltir.    

  Burada şunu demek istiyoruz; bilimsel teorilerin bazı kavramlar oluşturup kullanabilmesi, toplumun zihinsel, kültürel, düşünsel ve ideolojik düzeyinin o kavramların ortaya çıkmasına elveren bir olgunluğa ulaşmış olmasını gerektirir.Diğer yandan,böylesi bir gelişme,yani bili min her teorik atılımı, yeni bir kavramsal yapının oluşmasını sağlar ve eskiden kopuş daha kolay olur.Bu düzey ve birikim yoksa o toplumda ne bilimsel düşünce ne de bilimsel gelişme kendine yer bulabilir.  

     Bugün İslamiyet’in din olarak yürürlükte olduğu ülke lerin ve toplumların en önemli handikabı budur.İslâm’ın düşün ce sistematiği, insanların zihinlerini dumura uğratmış, soru sordurmaz,sorgulatmaz ve yargı latmaz hale getirmiştir.Biat etmek toplumsal ve siyasal ilişkilerin temel ekseni olmuştur.Koşulsuz biat eden insanların zihinsel dünyalarında tek bir gerçek vardır; dinin emrettiği şekilde yaşamak ve din için savaşmak!  

   Bilim,her türlü keyfi irade ve yaptırımdan bağımsız,kendi yasalarının olduğu kabulünü gerektirir.Bu yasa ve ilkeler çerçevesinde hareket eder. Dinsel düşünce ise insana dogmatik davranmayı ve kutsal kitabın söylediklerine bağlı kalmayı,bu emirlerin dışına çıkmamayı emreder.Kutsal kitap ların söyledikleri asla tartışılamaz ve değiştirilemez,ancak yorumlanarak günün koşullarına uyarlanabilir.

  Bu katı yaklaşım, İslamiyet’te daha da keskin bir hal almıştır.Bugün İslam ülkelerinin dünyada ki değişime ayak uyduramamalarının en önemli nedenlerinden biri budur. Dirilerden çektiğimizden daha fazlasını ölülerden çekmekteyiz. Geçmişte yaratılan korkuların karabasanı altında bugünü yaşamaya çalışıyoruz. Atalarımızın ilk başlarda metafizik düşünce biçimleriyle hareket ederek ruhların, hayali şeylerin varlığına inanmaları ve daha sonra Animizm inancını ortaya çıkarmaları,doğa karşısındaki çaresizliklerinin sonucu olmuştur.          Şamanizm,totemizm vb.gibi inançlar ve giderek,sınıflı toplumlarda ortaya çıkan tek Tanrılı büyük dinler,doğa olayları karşısında hep bu çaresiz liğin ürünüdür.Yani, “Tanrılar insanlardaki ussal şaşkınlığın nedeni değil, sonucu” olarak ortaya çıkmışlardır.Bu durum insanlarda büyük bir rahatlamayı da beraberinde getirmiştir.  Bilime inanmak ve güvenmek gerekiyor.

    Bilimin yöntemi,hayata ve olaylara bakışımızın da anahtarı olmalıdır.Bir şeye körü körüne inanmakla, bir şeyi nesnel durumu itibarıyla anlamaya çalışmak ve sonra inanmak aynı şey değildir.Din ile bilim,inanç ile bilimsel düşünce ayrı alanlar olarak görülmeli ve birbirlerine karıştırılmamalıdır.Bu nedenle, dinle bilimi karşı karşıya getirmenin ve çatıştırmanın da hiçbir anlamı yoktur. 

Bu haber 745 kez okundu.

Bu Kategorideki Diğer Haberler
Reklam
Hava Durumu
Artvin
20.5 °C
Sisli
Yazarlarımız
Reklam
Piyasalar
2013
Yusufeli Haber Ajansı
Copyright ©2013 - Tüm hakları saklı tutulmaktadır!
Bu sitede yayınlanan tüm resim, materyal
ve içeriğin telif hakları tarafımızca saklı
olup izinsiz alınıp kullanılamaz!